Sanat mı, zanaat mı?
Geçen cuma yazdığım “Birazda siz bu kapana girin” yazıma beklemediğim kadar cevap ve eleştiri aldım. Bıçak sırtı bir yazı olduğunu söyleyebilirim.
Bu anlamda yanlış anlaşılma oranı yüksek bir keskin sırtta duruyordu. Özetle İslami kesimin kültür-sanat alanında aktif olma hevesine (Zaman’dan Ekrem Dumanlı’nın çağrısıydı) karşı, orayı bir kapan olarak tanımlamıştım; ve solun sadece oraya takılıp kalmaması gerektiğinden dem vurmuştum.
Söylemek istediğim sanat alanının tarihsel bir artık olduğunu ve bu alanın sorunlarının önemli bir kısmının iyi niyet ve kötü niyet ötesi; hatta sınıflar ötesi bazı olumsuzluklarla malul olduğuydu.
Hatta yer yer liberalizmin, “birey”, “yalnızlık”, “biriciklik” ve “yarışma” ideolojileriyle el ele giden bir tarihsel yolculuk. Yani sorun sanatçıların kitlelerden uzaklaşması, ya da kitlelerin sanattan uzaklaşması sorunu değil; sanat alanının 18. yüzyıldan itibaren oturmasıyla beraber bu ayrılık zorunludur zaten; ve sanat alanının hayat olup ort